yeni parantezler   charles bukowski   john fante   hızlı gazeteci   milo manara   Mizah   Karikatür   Çizgi Roman   Güncel Kitaplar   Edebiyat   Fıkra   kitaplardan seçmeler   parantez'in kitap listesi   ilhan yayınları & delta yayınları  
   anasayfa
   

 toza sorAriel Swartley

Fante'nin Cehennemi

Tek kişilik odalarda, bayat kahve dolu kupalar arasındaki yazarlar dünyasında bir söylenti vardır: Şöhret, tuttuğu yolun yanlış olduğunu farkedip sonunda hayalperestin kapısını çalar. Roman ve senaryo yazarı John Fante, edebi anlamda Los Angeles'ın keşfedilememiş isimlerinden en çok tanınanı olup bu söylentiyi bilhassa biliyordu ve kitaplarında özellikle beyaz badanalara yansıyan palmiye gölgeleri gibi yalın ve yerel şekline yer veriyordu.

Ergenlik döneminin başladığı 1930'lardan 1983'deki ölümüne kadar, Fante (isminin Dante ile eşsesli olduğuna dikkat ediniz), şehri güneşle yıkanmış Purgatorio gibi bağrına basmıştı. Şehir merkezindeki pansiyonlardan Hollywood şatolarına kadar, hayatında ve kurgularında bu noktanın altını çizip durmuştu. Özellikle ikinci şahsiyeti, gözü yükseklerde yazar Arturo Bandini’nin sesi ile yazılmış otobiyografik kısa hikayeleri ve romanları, eğer yeterince hararetle ve korkusuzca kaydedilirse gökyüzündeki edebiyat konağında kendisine bir yer sağlayacağı hırsı ile dolup taşmaktadır.

"Bir gün ve bir gün daha" diye yazıyor 1939 tarihli, "Toza Sor" isimli romanında. "rafları baba yazarlarla dolu kütüphane, koca Dreiser, koca Mencken, bütün babalar var o raflarda... ve masaya oturup kitabımın bulunacağı yeri seyrediyorum, hemen şurada Arnold Bennett’in yanı başında: büyük yazar denemez Arnold Bennett için, olsun ben orada olacağım B’lere güç katmak için, koca Arturo Bandini, babalardan biri; bir kız gelene, kurgu kitapların bulunduğu odadan parfüm kokusu ya da topuk sesleri ünlenme hayallerimin tekdüzeliğini bozana dek."

İnsana zevk veren aydınlatma süreci ve önemsiz plan ve projeler bir yazarın iç dünyasını oluşturmakta olup nadiren arsızca ifşa edilir. Fakat, eğer Fante’nin stili, 30’ların sert kabadayı delikanlısı olarak olgunlaşmışsa, bu, bir detektifin soğukkanlılığı ile yazan bir Raymond Chandler olmamasındandı. O, kendi dramalarında bir oyuncuydu; hem ev sahibesini ayartan ukala tembel genç hem de okulun en tatlı rahibesine kara sevdası asla aklından silinmeyen romantik eski Katolik okulu öğrencisi. İhtiraslı, iştirakçi nesirinin sayesinde, 50 yıldan daha fazla bir süre boyunca güçlenip Los Angeles topraklarında her yeni okuyucu nesil için canlı kalmayı başardı. Herşeye rağmen şöhrete ulaşması, hayatı boyunca elde edilmesi zor bir uğraş oldu.

Arturo ve Italyan kökenli babasını okuyucuyla tanıştıran 1938 tarihli roman "Bahara Kadar Bekle Bandini", oldukça geniş çapta övgü aldı ve yazarının Steinbeck ve Saroyan ile karşılaştırılmasına olanak verdi. Fakat Fante’nin kurgusal otobiyografisinin sonraki bölümleri, Los Angeles ışığı gibi kendi sıcaklığındaki lütufkarlık iç dünyasının yoğunluğundaki acımasızlık ve şaşırtıcı zekilik özelliklerini taşıyan modern bir okuyucuya seslendiği için çok şanslı olamadı. "Toza Sor", Nathanel West’in Hollywood'un ilk dönemini anlattığı "The Day of The Locust" kitabıyla aynı yılda, 1939’da yayınlandı. Fante’nin romanı yirmilerindeki Arturo’nun metropolde kişiliğini oluşturma çabalarını anlatır. Acı-tatlı başka bir Bandini aile draması ümidinde olan bazı okurlar, Arturo’nun yetişkin yüzüyle karşılaşınca pek memnun olmadılar. Arturo, Protestan bir ülkede yaşayan bir Katolik’ti, güzel kadınlara ilgisi olan zavallı bir adam, edebi yapılanmada gözleriyle kendi kendine öğrenen biri.

Bu arada, obsesif taraftarların dünyasını anlatan Batı vizyonlu "The Ivy League" filmini, Los Angeles’la bir tutan doğulular; Fante’nin, göçmenlerin tutunabilme uğraşını, şehrin içinden biri olarak sevecenlikle dile getirmesini takdir etmediler. Daha kötüsü, "The Road to Los Angeles", Fante’nin yaşamı boyunca bir alıcı bile bulamadan New York yayıncıları arasında döndü dolaştı. Annesi ve kız kardeşi ile Los Angeles’ın kumlu Wilmington semtinde yaşarken, ilham perisini bulabilmek için Arturo’nun sarfettiği çabaları anlatan roman, ergenlik hakkında yazılmış en gerçekçi tanıklıklardan biri olarak anılmaktadır.

Fakat, Manhattan’da, teneke kutu toplayan çocukların ceplerinde defter taşıdıkları ve bakkal tezgahtarlarının Nietzsche’den alıntılar yaptığı bir şehri hayal etmeye hazırlıklı olan var mıydı? Bugün bile, Los Angeles’ın alacakaranlığının ve nabzının etkileşimleri nasıl izah edilebilir, küçük bir kasaba görünümünde olmasına rağmen bir şekilde abartılan gösterişliliği nasıl açıklanabilir ki? Şehre dair tutarsız görünen gerçekleri, Fante havada yakalayıp metinlerinde bir mantık çerçevesinde dile getirmeyi başarmıştı: "Los Angeles, bana kendinden biraz ver! Los Angeles, benim sana geldiğim gibi sen de bana gel, ayaklarım senin sokaklarını arşınlıyor, sen sevimli kasaba, seni çok sevdim, sen kumda üzgün bir çiçek, sen sevimli kasaba?"

Şöhret kapısını çalmadan önce, Fante, tüm yazarların yapmış olduğu şeyleri yaptı: Dört çocuğunun giderlerini karşılamak için para kazanabileceği her işte çalıştı, cebinde para olduğunda ise romanlarını ve kısa hikayelerini yayınlattı. "A Panty-Girdle for Mrs. Illyitch" benzeri senaryoları yazarak, alkol ve sonu gelmez golf seansları ile edebiyat tarihinde bir yer edinemeyeceğini haykıran sese kulaklarını tıkadı. Sonra, 1979’da, belki de kendi yazılarından doğan cesaretle bir dönüş yaptı; kutlu söylenti gerçekleşmişti.

FANTE PEK ÇOK DEĞERLENDİRMEDE AŞAĞILARDA YER ALMAKTAYDI

Yazmayı bıraktı. En iyi çalışması yeniden basılmayalı uzun zaman olmuştu. Nüfuzlu Doğu Yakası editörleri, örneğin H.L. Mencken ve diğerlerden övgüler alan öyküleri neredeyse unutulmuştu. Romanlarının daha geniş bir kitleye ulaşmasını sağlayacağı düşünülen filmler sadece tasarı olarak kalmıştı. Fiziksel olarak da bir enkaza dönmüştü. 70. Doğum gününde, derbeder geçirdiği yılların iki utancı göze çarpıyordu: görme duyusunu yitirmiş ve bir bacağını şeker hastalığı nedeniyle kaybetmişti.

Los Angeles’ın dünya çapında tanınan rıhtımlarının ve barlarının şairi Charles Bukowski, Woodland Hills Motion Picture Hastanesi’ndeki odasına geldiğinde, diğer bacağını da yitirmek üzereydi. Bu sahneye, Fante’nin 1940 koleksiyonu Dago Red’in kapanış hikayesindeki anlatıcının sözleri eşlik ediyor: "Hail Mary, zaferle dolu! Burada, Holywood’da Franklin ve Argyle’nın köşesinde, camdan dışarı bakıyorum ve gözümü dikiyorum, ilahi mavinin sonu gelmez desenine gözümü dikiyorum. Bekliyorum ve hatırlıyorum.

Sen hayatım, neredesin? Oh, sonsuz mavi sen hiç değişmedin." Bir yıl önce, Bukowski, "Kadınlar" adlı kitabında, Fante’den favori yazarı olarak söz etmişti. Bu referans, Bukowski’nin Black Sparrow Yayıncılık’taki editörlerinin ilgisini çekti. Stephen Cooper’ın yeni piyasaya çıkan , "Full of Life" isimli Fante biyografisine göre, Bukowski Fante’nin "yüzyılın tanınmamış en büyük yazarlarından biri olduğu" yönündeki iddiasını, "Toza Sor"un Los Angeles Halk Kütüphanesi’nde bulunan ve kendisinin de 1940’da okuduğu tek kopyasının fotokopisini editöre göndererek desteklemiştir. Black Sparrow, romanı 1980’de Fante’nin yazarlığını ender bulunur ve dev bir mucize olarak niteleyen Bukowski’nin önsözü ile yeniden basmıştır.

Kiliseye hayran olsa da ya da reddetse de romanlarında Katolik olduğu açık şekilde belli olan Fante için, takdir görmek, günah çıkarma serilerinden daha önemsiz bir zafer mükafatıdır. Günah çıkarmayı bıraktıktan sonra ise yapması umulan şeyi yaptı: Yeniden yazmaya başladı. Bukowski’nin ziyaretini izleyen aylarda, eski sözünü tutmasını ve Arturo Bandini efsanesini tamamlamasını sağlayan romanı eşine dikte ederek yazdı. "Bunker Tepesi Düşleri", 1930’lu yıllarda geçiyor olsa da, Fante’nin kariyerinin tüm iniş çıkışlarının altını çizer: İlk olarak, sıradan komik Hollywood işleri yoluyla Doğu Yakası dergilerince kabul görmesi, umutsuzluk, yazarın karşısına çıkan engeller, yükselebilmek için sarfedilen çaba ve son olarak yenilenen amaç. Fante’nin ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra,1983’de, Fante’nin romanları yeniden basıma girdi, kısa hikayeleri toplandı ("The Big Hunger") ve akademisyenler yorulmak bilmeden Amerikan standartlarının uzun süre inkar ettiği Fante ismini layık olduğu yere çıkarabilmek için çalıştılar.

Yaşanan en son gelişme Stephen Cooper’ın editörlüğündeki "The John Fante Reader" adlı kitap oldu (William Morrow, 336 sayfa). Bu koleksiyonun arkasında cömert, şefkatli dürtülerin varlığı hayal edilebilir. Fante’nin nesri çok başarılıdır ve O, yüksek sesle okunmayı yalvaran sahnelerin mucitidir. Orjinalleri Ğ ki hiç biri uzun değildir-, kolayca temin edilebileceği halde, her kitaptan dört ya da beş parça olmak üzere küçük dilimler halinde metinler toplanmış; bu seçkinin başarı kazanmış olması yine de acı vericidir. Cooper, Fante’nin romanlarını CD’ler gibi işlemektedir ve onlardan remixler oluşturmaktadır. Karşılık bulan dualar elbette kutsamanın bir türüdür.

Fante’nin şöhretinin yeniden yapılanması sırasında yaşanan baltalama hareketleri, bize benzer şekilde bu şehrin nasıl tanınmak için yanıp tutuştuğunu, bir son hudut olmak yerine bir merkez kutup olarak onaylanmaya nasıl can atığını ancak kabul görmesinin nasıl hala şüpheyle karşılandığını hatırlatır. Carey McWilliams ve Mike Davis gibi kültürel tarihçilerin çalışmaları, "L.A. romanı" ifadesinin bize halen Holywood benzeri, lastiksi bir şeyleri çağrıştırdığını ortaya koyuyor. Los Angeles’daki bir yazarın deneyimlerinin, bir yazarın deneyimi anlamına geleceği gün henüz gelmemiştir. Fante’nin ani yükselişi bize, aynı zamanda, bazı sözlerin asla tutulamayacağını da hatırlatır.

Eğer, "The Road to Los Angeles" 1937’de basılmış olsaydı, Arturo Bandini Holden Caulfield’ı Amerika’nın ergen karakteri olarak görebilirdi. Hayal edelim: bir çalışma sınıfı, kütüphane aşkı, New York hazırlık sınıfı yerine komünist-popülist entelektüel yaklaşım. Mavi gökyüzü ve LA limanının yükselen vinçleri okuyuculara Doğu Yakası’nın Üst Tarafı kadar tanıdık gelebilirdi. İsyan, futbolu sevmemekten daha fazla cüret isteyen bir anlam taşıyabilirdi. Dünya daha değişik bir yer olabilirdi. Fante’nin ellerinde ergenlik, ay ışığı palavraları, hınzırlık ve tatlılığı ile bir arada bağlanmıştır. Arturo’nun testesteronu, sıkı delikanlı romanlarını evcil görünüşlü kılmak için kahramanca çalışır. Editörlerin Fante’yi yayınlamak istememeleri şaşırtıcı değildir: Kızkardeşini döver, düzinelerce yengeç katleder, Meksikalı iş arkadaşlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapar. Yazarı gibi, dış dünyadaki statüsünün tüm nimetlerini sağarken bir yandan da her şeye, herkese içerlemektedir. Tüm yazarların yaptığı gibi.

HAYAT ÖYKÜSÜ

John Fante, 1909 Colorado doğumlu. Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1929’da yazmaya başlamış. 1932’de ilk kısa öyküsü The American Mercury’de yayınlanmış. Daha sonra The Atlantic Montly, Esquire, Harper’s Bazaar gibi dergilerde öyküleri yayınlanmış. İlk romanı Wait Until Spring, Bandini 1938’de yayınlanmış. 1940’da da öyküleri Dago Red adıyla basılmış. Kitaplarının yayınlanmasından sonra sinemacılar tarafından keşfedilen John Fante bir çok senaryoya da imza atmış. 1955’de şeker hastalığına yakalanan John Fante, 1978’de hastalığın etkisiyle kör olmuş ama eşi Joyce’un yardımıyla yazarlığa devam etmiş.

Bunker Tepesi Düşleri (1982) adlı son romanını eşine dikte ederek tamamlamış ve yayınlanmış. Fante 74 yaşındayken, 8 Mayıs 1983’de hayata gözlerini kapamış. Charles Bukowski, "Fante benim tanrımdı" diyor. Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante’yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante’yi keşfinden 39 yıl sonra, 80’li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş. Şimdi Fante’nin tüm eserlerini kitapçılarda bulmak mümkün.John Fante’nin Hayat Dolu, Toza Sor, Gençliğin Şarabı, Üzümün Kardeşliği, Bunker Tepesi Düşleri, Bahara Kadar Bekle Bandini, 1933 Berbat Bir Yıldı adlı kitapları Parantez Yayınları’nca Türkçe’de yayınlandı.

* * *

Los Angeles Magazine, Mart 2002, Çeviri: Çiğdem Sirkeci

 

.:!:.

 

Adres: Asmalı Mescid mah. Tünel Meydanı, Tünel Geçidi İşhanı C Blok, D: 424 Beyoğlu - İstanbul
Tel/Faks: (0212) 252 65 16   E posta: parantez@yahoo.com   Web: www.parantez.net

Kitap istekleriniz için Tek dağıtım:
Punto Kitap Hizmetleri

Çobançeşme Mah. Altay Sk. No:8 34196 Yenibosna/ İstanbul
Tel: 0 212 496 1050 E-mail: punto@puntokitap.com

Kitaplarımızı bulabileceğiniz online satış siteleri:


   anasayfa
   

Tasarım: Sokak Kedisi