yeni parantezler   charles bukowski   john fante   hızlı gazeteci   milo manara   Mizah   Karikatür   Çizgi Roman   Güncel Kitaplar   Edebiyat   Fıkra   kitaplardan seçmeler   parantez'in kitap listesi   ilhan yayınları & delta yayınları  
   anasayfa
   
parantez yayınları edebiyat sayfası

@ EDEBİYAT



cenneti gözetlemek CENNETİ GÖZETLEMEK
İngvar Ambjörnsen

Otuz iki yaşındaki erken emekli bir genç olan Elling annesinin ölümünden sonra kendine oldukça sağlam bir hayat kurar: Bu hayatın merkezinde Norveç'in kadın başbakanı Gro Harlem Brundtland bulunmaktadır; Ellin onun hakkında gazetelerde çıkan her türlü haber, yazı ve resmi biriktirir. Ara sıra istemsiz de olsa ortaya çıkan cinsel fanteziler aslında onun rahatsız eden, kabullenemediği şeylerdir. Bunun dışında Elling pahalı bir teleskop satın almıştır. Onu komşu evlere çevirdiğinde aydınlık pencerelerin arkasında akıp giden hayatı gün be gün izleyebilmektedir. Artık hikaye kurmak, hayali hayat hikayeleri yaratmak ve çeşitli olaylar uydurmak için yeterince malzeme vardır artık elinde. Ama Elling'in fantezileri giderek saçmalaşmakta, düşünceleri giderek daha serüvenci bir kimlik kazanmaktadır ve yavaş yavaş gerçeklik elinden kayıp gitmektedir. Elling'in hayatına en büyük tehdit de Sosyal Yardım kurumundan gelmektedir.

Ingvar Ambjörnsen bu komik ve sinsi romanında Hitchcock'a bir selam gönderdiğini de gizlemiyor. Yumuşak bir sinsilikle hikayedeki aksaklıkları okuyanı şaşkınlığa uğratan bir finale doğru sürükleyip gidiyor.

BEYAZ ZENCİLER'in Yazarından

“Ambjörnsen'in romanlarının etkileyici yanı, dilindeki canlılığın yanında, onun bir yazar olarak olayları algılayışındaki şaşmazlık ve kahramanlarıyla girdiği insani dayanışmadır.”

Süddeutsche Zeitung

Ingvar Ambjörnsen, 1956 yılında Norveç'in Larvik kentinde doğdu. “Gayri resmi” yazarlık eğitimini dizgici olarak tamamladıktan sonra kariyerini bahçıvan, fabrika işçisi ve psikiyatri kliniğinde hastabakıcı olarak sürdürdü. 1985 yılından itibaren Hamburg'da yaşamaya başladı ve yirminin üzerinde roman yayınladı. Ambjörnsen bir çok prestijli ödülün de sahibidir.

(Cenneti Gözetlemek. İngvar Ambjörnsen, 160 sayfa)



nimrod çıldırışları
NİMROD ÇILDIRIŞLARI

Etgar Keret

“Bir dilek tutma sansi olsaydi, ne dilerdi?

Sessizlik mi? Dinginlik demekti sessizlik, köpüklü bir banyo, büyüyen çim, buzdolabinin kapagini kapattiktan ve küçük isik söndükten sonra içinde olup bitenlerdi. Kisaca, hiçlikti sessizlik. Ve sonunda, öldükten sonra girtlagimiza kadar gömülecektik hiçlige nasil olsa. Simdilik, çok daha farkli bir seye ihtiyaci oldugunu düsünüyordu Himme. Bir sey –adi önemli degildi– yeter ki yüreginde hissedebilsin, bir balina çigligi gibi. Güçlü bir sey, dayanikli bir sey, tehlikeli ama iyi bitecek bir sey. Ruhunu agzina kadar doldurup kenarlarindan tasacak, ama yine de muhafaza edilebilecek bir sey. Heyecan verici bir sey, ama gerçekten heyecan verici, ask gibi, misyon gibi ya da dünyayi kirk isik yili öteye tasiyacak bir fikir gibi.

Böyle bir seye ihtiyaç duyuyordu. Bir seye en azindan, tercihan iki, acilen, çünkü ölüyordu bu arada. Ve durum, kayitsiz yüzüne ragmen, gerçekten vahimdi.”

“O'nun büyüleyici nükteli hikayeleri, kizilca kiyametin ortasinda bile keskin bir zekanin dikkat çekebilecegini anlatir. En iyi sansimiz Etgar Keret'in bir çilginliga dönüsmesidir – akil sagligi için bir çilginliga” CLIVE JAMES

“Keret'in eserlen, aksi, paradoksal, modern ve garip bir projedir Kisaca bir Etgar Keret hikayesi gibidir, hikayeler kadar komik ve ilgi çekici olmamasinin disinda. Bu yüzden kitabi açmanizi ve okumanizi istiyorum.” NEAL STEPHENSON

“ O'nun dünyasi çilgin imajlar, güzel sirinlikler, siddetin inanilmaz aksiyonu, kahkaha ve dinamit patlamalari ile doludur. Yüreginize dokunan ve kaygilandiran, bu kisa metinler herhangi bir politik söylevden daha fazla sey söylemekteler.” LE FIGARO

“ Keret hiç bir seyden korkmuyor; O'nun zeki hikayeleri igne batisi gibi- travmatik ve hayalci, melankolik ve mizahla dopdolu, asla yüzeysel degil ve daima dogru.” DIE WELT

“ Keret gücünü ispatlamaya baslayan olaganüstü, etkileyici bir yazar. Kitabi, Nimrod Çıldırışları'nın bir orjinalliği var ve okuyucuyu oltaya almak için saldırıyor.” THE AGE

“ Etgar Keret'in olaganüstü hayal gücü okuyucuyu sloganlardan ve basliklardan kurtariyor.” LINDA GRANT

(Nimrod Çıldırışları, Etgar Keret, 152 sayfa, isbn: 975-281-040-3 barkod: 9-789752-810402)



 kedi hikayeleri
ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI'NDAN KEDİ HİKAYELERİ
Derleyen: ALPER ÇEKER

Çağdaş Türk Edebiyatı'nın en önemli yazarlarından, en içten kediseverlerden seçilmiş 25 hikaye. Kedi sevgisini yeniden yaşamak, edebiyat keyfiyle paylaşmak, o en yakın dostlarımıza yazarlarımızın nasıl bir sevgiyle yaklaştıklarını anlamak isteyenler için hazırlanmış bir seçki...

(Çağdaş Türk Edebiyatı'ndan Kedi Hikayeleri. der. Alper Çeker, 184 sayfa.)





 marlene - remarque
BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLE
Erich Marie Remarque'den Marlene Dietrich'e Aşk MektuplarI

Her ikisi de çok ünlüdür. Erich Maria Remarque (1898-1970) o yılın başında filme de çekilen dünyaca ünlü kitabı Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok' un başarısının bulutları üzerinde yüzmektedir. Josef von Sternberg tarafından keşfedilen Marlene Dietrich (1901-1992) ise "Mavi Melek" filmiyle uluslararası sinema dünyasının kalbini fethetmiştir.

Bu emsalsiz aşk hikayesi 1937'nin 7 Eylül günü Venedik'te Lido Otel'in terasında başlar. Douglas Fairbank Jr.'dan daha yeni ayrılmış olan Marlene, Remarque yanlarına geldiğinde rejisör Josef von Sternberg ile öğle yemeği yemektedir. Steinberg sessizce ortadan kaybolur. Sabahın ilk ışıklarına kadar sohbet ederler. Ve aralarında kolay tanımlanamayacak bir ilişki başlar.

Ve bu ilişki ona en güzel, en özlem dolu, en hüzünlü mektupları borçlu olduğumuz bir drama dönüşür. Sevgiliye yazdığı mahrem mektuplarda daha önce hiç olmadığı kadar romancı olan Remarque'ın kelimelerinin havai fişek ateşiyle aydınlanan bir aşk yaşanır uzun yıllar boyu.

Bu mektuplar hayatın tek düzeliği içinde onaylanmamış aşk yeminleridir. Derin bir yalnızlığın sonucu, sadece Remarque'ın özlemlerinde yatan bir alıcıya yazılmışlardır. Remarque bu mektupları aslında kendisine yazmıştır, adeta bir hülya ile kendi kendine konuşmalar gibi. Onların yürek buran, kırılgan melankolisinin sırrı da burada yatar. Herhangi bir yanıt istemezler ve beklemezler. Bu mektuplar Remarque'ın şimdiye kadar bilinmeyen romanıdır sanki. İçerdikleri şiirsel büyü ve kelimeler yoluyla efsunlamaya olan inanca sıkı sıkı tutunuşlarıyla "20. Yüzyılın en son büyük aşk hikayesi"dir.

("Beni Sevdiğini Söyle", Remarque'den Marlene Dietrich'e Aşk Mektupları, Çeviri: Berrin Ağaran, Parantez yay.)


 sanal uyku
SANAL UYKU
ALPER ATALAN

Alaverez, ülkenin o hiç sonu gelmeyen "hassas bir dönem atlatma" çabasından bıkarak kendini 'internet cafe ve ev bilgisayarı' arasındaki yapay bir dünyaya hapseder. Chat muhabbettleri, bilgisayar oyunları ve sanal geyiklerle sarmalanan bu dünyada daha önce tanımadığı insanlarla karşılaşacak, bilmediği türden ilişkilere girecek ve uzun zaman önce kaybettiği kendisini bulacaktır.

Alper Atalan,1972 yılında İstanbul'da doğdu.
1991 yılından başlayarak on yıl boyunca Hıbır ve HBR Maymun dergilerinde "Pamir Papyon, Nenecim, Fikri Zaruret v.b." tipleri konu alan mizah yazıları yazdı.
1999 yılından sonra 'Sıdıka' ve 'Rayting Hamdi' adlı televizyon dizilerinde metin yazarlığı yaptı.
Alper Atalan, İstanbul Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği mezunu.

(Sanal Uyku, Alper Atalan, 152 sayfa)


 pezevenk
PEZEVENK
ICEBERG SLIM

Siyah getto'larının en önemli yazarı sayılan Iceberg Slim'in ilk kitabı Pezevenk Türkçe'de. Iceberg Slim, Pezevenk'te kendi yaşam öyküsünü anlatırken 1940'ların 50'lerin Amerikasında siyahların yaşadıklarına ayna tutuyor.

Iceberg Slim, 1918'de Chicago'da doğmuş. Çocukluk yıllarını Milwaukee ve Rockford'da geçirdikten sonra tekrar Chicago'ya dönmüş. Babasının evi terk etmesinden sonra annesi ile birlikte büyük bir yaşam mücadelesi vermişler. Iceberg'in annesi bir güzellik salonu açınca parasal açıdan biraz rahatlamışlar. Iceberg, çocukluk çağlarında parlak zekasıyla tanınan iyi bir öğrenciymiş ama 18 yaşından itibaren hayatı tamamen değişmiş. Robert Beck olan asıl adını Iceberg Slim olarak değiştirerek pezevenklik yapmaya başlamış. 42 yaşına dek Chicago bölgesinde bu işle uğraşmış. Çeşitli kereler hapse düşmüş. En son 1960'da 10 ay süreyle hapiste kaldıktan sonra pezevenkliği bırakmaya karar vermiş. Los Angeles'a taşınmış ve yazmaya başlamış. Iceberg Slim, 28 Nisan 1992'de 73 yaşındayken bu dünyaya veda etmiş. Yayınlanmış yedi kitabı var.

Iceberg Slim, ilk ve en önemli kitabı olan Pezevenk'de (Pimp), hayat öyküsünü anlatır. 1969'da yayınlanan Pimp 70'lerin eylemci siyah politik hareketi "Black Panther"lerin başucu kitaplarından olmuş. Iceberg Slim, daha sonra bu hareketin önderleriyle de biraraya gelmiş.

Pezevenk daha sonraki yıllarda da özellikle siyah gençlik arasında büyük bir ilgi odağı haline gelmiş. Iceberg Slim, Rap hareketinin de en sevdiği yazarlar arasında yer almış. Ice T, Pezevenk'in yeni baskısının önsözüne yazdığı gibi, bu sevgiyi ve saygıyı kalıcılaştırmak için kendi adını "Iceberg"den alıyor. Pezevenk, bu yıl içinde filme çekilecek. Filmde Ice-T ve Ice Cube'ün de rol alacağı bildiriliyor.

"Trick Baby", "Mama Black Widow", "The Naked Soul Of Iceberg Slim" gibi kitaplarıyla Iceberg Silm'in ünü gittikçe artmış ve eserleri Almanca'ya, Fransızca'ya çevrilmiş. Dünya edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmiş. İngiliz gazetesi The Observer, Mama Black Widow İngiltere'de yayınladığında Iceberg Slim'i "Getto'nun kralı" olarak nitelemiş. Irwine Welsh, "Iceberg Slim, her zaman, hiç bir uzlaşmaya girmeden neyin ne olduğunu açık açık anlatır" diyor. Iceberg Slim, siyahların getto hayatını en iyi anlatan yazar olarak niteleniyor.

 (Pezevenk, Iceberg Slim, Çeviri Avi Pardo, 264 sayfa,)


günahıyla sevabıyla
GÜNAHIYLA SEVABIYLA HENRY MILLER
Brassai

Brassaï, Henry Miller'in soluk soluğa geçen Paris yıllarında bir çok olayı birlikte yaşadığı, anılarını, sorunlarını paylaştığı yakın bir arkadaşı. Bu iki gönüllü sürgün Paris'i, onun bohem çevrelerini, belli başlı yazarlarını ve ressamlarını birlikte tanımışlar. Kader birliği etmişler, bir çok soruna, sıkıntıya birlikte göğüs germişler, birlikte eserler vermişler.

Brassaï, Günahıyla Sevabıyla Henry Miller'da, yazarın hareketli yaşamıyla birlikte, bu yaşamın eserlerine nasıl yansıdığının da izlerini sürüyor. Henry Miller'ın en önemli eserlerini yazdığı Paris yılları, aynı zamanda yazar olarak varolma, ilk kitaplarını yayınlatma dönemidir de. Romanlarındaki açıksözlülüğü, cüretkarlığı eserlerinin yayınlanmasını engeller, kitapları sansür edilir, ingilizce konuşulan ülkelere sokulmaz.

Henry Miller bir yandan yazarlık mücadelesi verirken bir yandan da hayatının en önemli dönemeçlerinden birini yaşar. Fırtınalı hayatının yaratıcısı, romanlarının başkahramanı, karısı June'la ilişkisini tamamen bitirip daha dingin bir yaşam kurmak istemektedir. Ama June onun peşini bırakmaz, kalkar Amerika'dan gelir. Henry Miller, aynı günlerde Anaïs Nin'le tanışır. Aralarında önce dostluk, sonra aşk başlar. Henry, June ve Anaïs bir aşk üçgeni oluştururlar. İlişkiler giriftleşir, karmaşıklaşır.

Brassaï, anılardan, öykülerden, gözlemlerden yola çıkarak Henry Miller'in yaşamını, aşklarını, ilişkilerini ve tabii eserlerini harmanlayıp eksiksiz bir yaşam öyküsü sunuyor.

(Günahıyla Sevabıyla Henry Miller, Brassaï, Çeviri; Mine Haksal, 224 sayfa )


 big sur
BIG SUR ve Hieronymus Bosch'un Portakalları
HENRY MILLER

Günümüzün en önemli yazarlarından olan Henry Miller, "Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları"nda yine hayatının bir dönemini anlatıyor. Soluk soluğa geçen New York ve Paris yıllarından sonra hem toplumdan, hem insanlardan ve belki de ilişkilerden kaçmak amcıyla Big Sur'a yerleşiyor. Big Sur kayalarla örülü sahili, dev dalgaları, muhteşem ormanları ile gerçek anlamda bir sığınak oluyor Henry Miller için. Orada en önemli eserlerini yazıyor.

"Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları" Henry Miller'in hayatının bir kesitini yansıtmasının yanında bir yerin portresi. Sınırları ve modern hayatın klişelerini aşıp kendi cennetlerini bulmak isteyenlerin buluştuğu bir yer. Toplumdan kopup doğru bir hayatı, kendi hayatlarını yaşamak isteyenler için yeni bir cennet, yeni bir dünya.

"Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları", çok renkli, sıradan olmayan insanları, büyümüş de küçülmüş çocukları, içten, samimi, zararsız, huysuz ve tanımlanamayacak büyükleri ile Henry Miller'in en büyük karakterler çalışması. Bu günlerde hemen hepimizin aklından geçen sesiz sakin bir köşeye gitme arzusunu ve o sessiz sakin yerde neler yaşayacağımızı açık sözlülüğüyle tanınmış dünya çapında bir ustanın kaleminden Henry Miller'dan okumak ilgi çekici olsa gerek.

(Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları, Henry Miller, Çeviri; Avi Pardo, 344 sayfa)


 aşk mektupkları
AŞK MEKTUPLARI
HENRY MILLER

20 Temmuz 1966

Hoki sevgilim,

Seni her gördüğümde biraz daha mutlu oluyorum ve biraz da üzülüyorum. Mutlu oluyorum, çünkü seni bir kez daha görüyorum; üzülüyorum, çünkü seni yalnızca kısa bir süre için görüyorum. Ne yapmalı bilmiyorum. Uğraşılarımız farklı yerlerde. Geceleyin birbirinin yanından geçen trenlere benziyoruz. Merhaba! Hoşçakal! Bir dahaki sefere! Sayanora! A bientot! Gözlerim hâlâ seninkilerin içine bakıyor ve orada derinlere dalıyor. Saçlarını dalgalanırken görüyorum ve yazın gökyüzünden hızla gelip geçen bir bulutu andıran gülümsemenle cezbedilmiş bir halde bir bambu ormanında yalnız başıma dolaşıyorum. Senden bin ışık yılı uzakta olsam bile kendimi sana çok yakın hissediyorum. Yüreğimin yeniden çarpmasını sağladığın için teşekkürler- keşke patlasa! Günler uçup gidiyor ve ben her zaman, gittikçe daha güçlü seviyorum seni. Ah evet, "aşk çok ihtişamlı bir şey". Beni zenginleştiriyorsun.

İyilikler üzerine olsun, aşkım Hoki! Rüyalarında benimle konuş, dinliyorum.

Kulaklarım hâlâ senin sesinle dolu;

Henry-San

Günümüzün en önemli yazarlarından biri Henry Miller. "Oğlak Dönencesi", "Seksus", "Uykusuzluk" gibi romanları ile Türk okuyucularınca da yakından tanınıyor. Özel hayatını eserlerine yansıtmayı tercih eden yazarlardan. Belki de bu yüzden hayat öyküsü, aşkları hep merak edilmiş.

Aşk Mektupları'nda Henry Miller'in son büyük aşkı Hoki Tokuda'ya yazdığı mektuplar yer alıyor. Bu mektuplarda bir aşkın başlangıcı, gelişip evlilikle taçlanması ve belki de küllenip ayrılığa varmasının öyküsünü en özel yanlarıyla usta bir kalemden okuyacaksınız.

Henry Miller, Hoki Tokuda'yla karşılaştığında 75 yaşında, ününün doruğunda bir yazardı. Hoki Tokuda ise konservatuar eğitimini yeni tamamlamış, Amerika'da kariyerinin ilk basamaklarını tırmanmaya çalışan sesi ve müziği ile olduğu kadar güzelliğiyle dikkati çeken 28 yaşında bir şarkıcı. İlişkileri hem kendileri hem de içinde yaşadıkları toplum için sıradışı ve çok ilgi çekiciydi. Aralarında doğan büyük aşk bütün sıcaklığıyla mektuplara da yansıdı.

"Aşık Olmak", "Evlilik" ve "Ayrılık" adlı üç bölümden oluşan kitapta bir aşkın tüm unsurlarını, sevgiyi, tutkuyu, kıskançlığı, öfkeyi, pişmanlığı ve çaresizliği açık sözlülüğüyle tanınmış dünya çapında bir ustanın kaleminden Henry Miller'dan okumak ilgi çekici olsa gerek.

(Aşk Mektupları, Henry Miller, 160 sayfa)


yengeç dönencesi
YENGEÇ DÖNENCESİ
HENRY MILLER

"Arkadaşsız da yaşayabilir insan, sevgisiz, hatta parasız bile. İnsan Paris'te sadece keder ve ıstırapla yaşayabilir, bunu keşfetmiştim. Acı bir perhiz gerçi, kimileri için en iyisi belki de. Her neyse, tükenmemiştim henüz. Felâketle cilveleşiyordum sadece. Başkalarının hayatını dikizleyecek, ne kadar marazî olursa olsun, bir kitabın iki kapağının arasında olduğu sürece insana tadına doyulmayacak kadar uzak ve meçhul görünen aşkın ölü gözüyle ilgilenecek zamanım vardı. O odayı terk ederken dudaklarımda beliren alaycı gülümsemenin farkındaydım; kendi kendime 'Henüz değil, Orfila Pansiyon' diyordum sanki. O günden bu yana her kaçığın Paris'te er ya da geç keşfettiği bir şeyi keşfettim; cehennem azabı çekecek olanlar kendilerine uygun cehennemi ısmarlayamıyorlardı".

(Yengeç Dönencesi, Henry Miller, Çeviri: Avi Pardo, 256 sayfa)


 kedi hikayeleri
X KUŞAĞI
Douglas Copland

"Bizler mahallemizde küçük hayatlar yaşıyoruz; marjinalize olmuşuz, katılmayı reddettiğimiz şeylerin haddi hesabı yok. Sessizlik istemiştik, artık bu sessizliği sahibiz. Buraya geldiğimizde suratlarımız ergenlik sivilceleriyle ve çıbanlarıyla kaplıydı, bağırsaklarımız öyle bir düğümlenmişti ki bir daha görevlerini yerine getiremeyeceklerinden korkuyorduk. Fotokopi makinelerinin yaydığı koku yüzünden, White-Out kokusu yüzünden, evraklardan yayılan koku yüzünden ve karşılığında ufacık bir alkış alacağımız ama başarmak için kendimizi parçaladığımız o zorlu işlerin altından kalkmak için harcadığımız çabanın bitmek bilmeyen stresi yüzünden bütün sistemlerimiz iflas etmişti.
Alışverişle yaratıcılığı birbirine karıştırmamıza, sakinleştirici alıp cumartesi gecelerini video dükkanlarından kiraladığımız kasetleri seyrederek geçirirsek herşeyin yoluna gireceğini sanmamıza neden olan baskılara maruz kalmıştık.
Fakat artık çölde yaşıyoruz ve her şey çok ama çok daha güzel."
Yeni "yitik kuşağın", 1690'lı yıllarda doğanların romanı...
Toplumsal değişimin açtığı yaralar ve kıyamet senaryolarının ortasında yaşanan bir gençlik...
Bu kaostan kurtulmak için kaçabilecekleri tek yer var; çöl, son sığınakları çöl aynı zamanda onların tüm geçmişleriyle hesaplaşmalarının da mekanı...
X kuşağı yalnızca 80'li yılların gençliğini anlatan bir kült roman değil aynı zamanda yüzyılın sonunu tüm gerçekliğiyle yansıtan bir kitap.

(X Kuşağı, Douglas Copland, 192 sayfa)


 komadaki sevgilim
KOMADAKİ SEVGİLİM
DOUGLAS COUPLAND

80'li yılların gençliğini anlatan kült romanı "X Kuşağı" ile tanıdığımız Kanadalı romancı Douglas Coupland'ın yeni romanı Komadaki Sevgilim.

Coupland, Komadaki Sevgilim'de hüzünlü bir aşk hikâyesinden yola çıkarak 90'lı yılların hayat tarzına ve tabii gençliğine ışık tutuyor. İlk aşk gününün ardından sevgilisinin komaya girdiğini öğrenen bir gencin yaşadıklarını anlatırken, "Yeniden başlasaydım aynı şeyleri mi yapardım?" sorusunun da cevabını arıyor. "İnanılmaz miktarda zaman, para, gençlik, enerji ve daha aklınıza ne gelirse kaybettikten sonra" öğrenmeyi başarabilenlerin öyküsünü anlatıyor.

"Kadere boyun eğmeyeceğiz. Gelecek henüz yok. Alınyazısı kaybedenlere mahsus" diyor Komadaki Sevgilim'in kahramanları.

Komadaki Sevgilim'de Coupland gerçek anlamda kaybedenler'in kimler olduklarını araştırıyor. "Kaybedenler kulübü" üyelerinin aslında kazananlar olduğunu hayatın bize bunu öğrettiğini anlatıyor.

(Komadaki Sevgilim, Douglas Coupland, Çeviri; Zeynep Akkuş, 262 sayfa)


yunus bir düş kurucusu
YUNUS
SERGIO BAMBAREN

Hayatta yapılacak tek şeyin
kendi yolunda gitmek olduğu
bir zaman
gelir çatar.
Düşünü izleme zamanı.
Kendi inançlarının
yelkenlerini
açma zamanı.

(Yunus, Sergio Bambaren, Çeviri: Avi Pardo, 80 sayfa)


 patty diphusa hikayeleri
PATTY DIPHUSA HİKAYELERİ
PEDRO ALMODOVAR

Ünlü sinema yönetmeni Pedro Almodovar, aynı zamanda güçlü bir yazar. Patty Diphusa hikâyeleri'de onun baş yapıtı sayılıyor. Almodovar, yarattığı uluslararası seks simgesi ve porno oyuncusu Patty Diphusa tiplemesi ile müthiş mizah gücünü ve çağdaş toplumu eleştiri gücünü ortaya koyuyor. Gerçek anlamda bir mizah şaheseri.

"Adım Patty Diphusa, içinde yaşadığı zamanın öncü rollerinden birine soyunmuş kadınlardan biriyim. Mesleğim mi? Uluslararası seks simgesi, veya uluslararası porno yıldızı, hangisini yeğlerseniz. Fotoroman ve süper-8'lik filmlerim, Afrika, Portekiz, Tokyo, Soho ve Rastro'da (Madrid'in bit pazarı) iyi sattı şimdiye kadar. Bu alanda uzmanlaşmış eleştirmenlere göre erotik yorumlarımda, tanımlanamayan, beni özel kılan, ucuz filmlerde ender rastlanan bir şey var."
Patty Diphusa, kitabın kahramanı.

(Patty Diphusa hikâyeleri, Pedro Almodovar, Çeviri; Avi Pardo, 136 sayfa)


elveda tsugumi
ELVEDA TSUGUMİ
BANANA YOSHIMOTO

"Tsugumi'nin yaydığı güçlü enerji, kumsaldaki yakıcı güneş, yeni arkadaşım? Bütün bunlar bir araya gelip o güne kadar hiç bilmediğim bir dünya yaratmıştı. Gerçeklikten çok daha sağlam ve güçlü bir dünya, askerlerin ölmeden önce gördükleri düş kadar berrak. Ama yine de zayıf ekim ışığında bomboş hissediyorum kendimi, geçmiş yazdan eser yoktu içimde. İnsanlar bana yazı nasıl geçirdiğimi sorduğunda bütün yazı doğup büyüdüğüm sahil kasabasında, akrabalarımın yanında geçirdiğimi söylemekten başka bir şey gelmiyordu aklıma. Çünkü o yaz, geçmişime ait sevdiğim ve özlediğim her şeyin ruhu olmuştu benim için. Ve ne zaman bunu düşünsem şunu merak ederim; Tsugumi de aynı şeyleri hissetmiş miydi?"

Rock müzik, sinema ve çizgi romanlardan esinlenmiş bir anlatım biçimi... Hemen tümümüzün yaşadığı ilişkiler, aile, arkadaşlar, sevgililerle yaşananlar ve mutluluğa duyulan özlem... Tüm dünyada yaşanan "Bananamania"nın nedeni o ve romanları! İlk romanını 22 yaşında yazdı. Kitap sadece Japonya'da 3 milyon sattı ve 34 dile çevrildi. Ve Banana Yosimoto gençliğin edebiyata bakışını değiştirdi.

(Elveda Tsugumi, Banana Yosimoto, Çeviri: Avi Pardo, 144 sayfa)


eni iyi adamlar yalnızken güçlüdür, charles bukowski En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür
Charles Bukowski

seçimini
zekice
yapmak
yarilamaktir
zafere giden yolu;
diger yarisi
kayitsizlikla
fethedilir.

bir yanda
istedigin
her seyi
söyleyebilirsin,
öte yanda
mecbur
degilsin.

ben
bir sekilde
ikisini de
yapmayi
becerdim.

bu yüzden
benimle
bir sorununuz varsa
size
aittir.

(En İyi Adamlar Yalnızken Güçlüdür. Charles Bukowski, 160 sayfa)


Kaybedenin önde gideni, charles bukowski
KAYBEDENİN ÖNDE GİDENİ

Charles Bukowski

Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.
Sadece yanlış bayraklar dalgalanır.
Size Tanrı olmadılarını söyleyen insanlar aslında aksini düşünürler.
Tanrı başarısızlıkların bir icadıdır.
Tek cehennem bulunduğun yerdir.

Dallas'tan geçtim ve Pasadena'da aylaklık ettim.
Anam ağlamadı çünkü ağlatacak kimse yoktu.
İki boy aynasını tuzla buz ettim ve beni
hâlâ arıyorlar.
İnsanın asla girmemesi gereken mekânlara girdim.
Acımasızca dövülüp ölü diye bırakıldım.
Kafatasımda cop darbelerinden oluşmuş bir sürü yumru var.
Melekler korkudan altlarına kaçırdılar.
Harikulade bir insanım.

Siz de öylesiniz.
O da öyle.
Güneşin sarı nabzı ve dünyanın görkemi de.

(Kaybedenin Önde Gideni, Çeviri: Avi Pardo, 192 sayfa)


kendimizde açtığımız yaralar
KENDİMİZDE AÇTIĞIMIZ YARALAR

Charles Bukowski

benim için birini terk etmeseydiniz ya da
biri sizi terk etmeseydi hiçbirinizi tanıma
fırsatı bulamayacağımı anlıyorum şimdi–
o berbat gecelerle birlikte anımsanan
iyi gecelere içiyorum; işler yolunda gittiğinde
herkes kadar mutlu olabildik
ve bana sunabileceğinizin en iyisini
sunduğunuz için hepinize müteşekkirim;
yüreğimde yaşamaya devam edeceksiniz ve
bir yerlerde bir cennet varsa şayet
bir gün hepiniz
orada olacaksınız
büyük beyaz köpekbalığı
esarette
şaşkın gözlerle, şaşkın aptal gözlerle
sonsuza dek dönüp dururken.

(Kendimizde Açtığımız Yaralar, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 176 sayfa)


Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı, Charles Bukowski
GECE ÇILGIN AYAK SESLERİYLE YIRTILDI

Charles Bukowski

bazen alınganlaşırım
Nerede olduğumu bilemem,
Birkaç adım tökezler, yitik hissederim
Kendimi.

Tanıdığım herkes benden daha
Uzun
Daha zeki
Daha müşfikmiş
Gibi gelir bana,
Ve daha az çirkin
Elbette.

Ama asla
uzun sürmez
bu ruh hali.

Etrafıma sıkı bir
Bakış atarım,
Çepeçevre
Sert bir bakış
Ve aklım başıma
Gelir.

Ama
Bir süre için
Sadece.

(Gece Çılgın Ayak Sesleriyle Yırtıldı, Çeviri: Avi Pardo, 152 sayfa)


güneşe uzan
GÜNEŞE UZAN
Charles Bukowki

“Kader tanrıçasının zalim olduğu ve sonunda hepimizin posasını çıkaracağı doğru; ama sıkı, ölümsüz bir kaybedenden daha yıldırıcı hiçbir şey yoktur. İşin sırrı şunda yatıyor; herkes kaybedebilir, kaybetmek yeteneklerin en kolayıdır.”

Güneşe Uzan Charles Bukowski'nin 1978 - 1994 yılları arasında yazdığı mektuplardan derlemiş. Bu mektuplarda, içten ve sıcak bir anlatımla, hem Bukowski'nin yaşam öyküsünün ayrıntılarına inmek hem de hayat, sanat, siyaset hakkındaki ilginç görüşlerini öğrenmek olanağı doğuyor.

(Güneşe Uzan, Charles Bukowski, Derleyen; Seamus Cooney, Çeviri; Avi Pardo, 216 sayfa)


en kısa andır mucize
EN KISA ANDIR MUCİZE
Charles Bukowski

pek hoşuma gitti
o yağmurlu gecede
Almanya'daki pahalı kafeden
sokağa çıkmak,
bazı kadınlar öğrenmişlerdi
orada olduğumu,
ben karnım tok ve çakırkeyif
dışarı çıkarken
hanımlar ellerindeki pankartları sallayıp
bağırdılar bana,
ama anladığım tek sözcük adım oldu.
Alman dostuma ne dediklerin sordum.
"nefret ediyorlar senden," dedi,
"Alman feminist hareketi'nin üyeleri bunlar..."
orada durup baktım onlara, harikuladeydiler
ve bağırıyorlardı, seviyordum hepsini, güldüm
onlara, el salladım, öpücükler uçurdum.
...
otel odasına döndüğümüzde
dostlarımla şarap şişelerini açarken
özledim onları
gecenin o öfkeli, ıslak
tutkulu
kadınlarını.

(En Kısa Andır Mucize , Çeviri: Avi Pardo, 256 sayfa)


güneş işte burdayım
GÜNEŞ İŞTE BURDAYIM
Charles Bukowski

Ben bir Charles Bukowski modası olduğunun farkında değilim. Yalnız yaşayan biriyim, kalabalıktan hoşlanmam; bu tür tuzaklara düşmeyecek kadar yaşlı, kuşkucu ve çakalım. Bu iki haftada yaptığım üçüncü söyleşi, ama ben buna modadan ziyade matematiksel bir tuhaflık olarak bakıyorum. Umarım hiçbir zaman moda olmam. Moda olmak lanetlenmek demektir. Bende ya da yaptığım işte bir tuhaflık var demektir. Sanıyorum 46 yaşında, 11 yıl boyunca sessizce çalıştıktan sonra böyle bir şeyden endişe etmeme gerek yok. Tanrılar benimledir umarım. Benimle olduklarını düşünüyorum.

(Güneş, İşte Burdayım, Çeviri: Avi Pardo, 296 sayfa)


 kimse bilmez ne çektiğimi
KİMSE BİLMEZ NE ÇEKTİĞİMİ (2. cilt)
Charles Bukowski

ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.

ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, boks maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.

(Kimse Bilmez Ne Çektiğimi - Charles Bukowski , Çeviri: Avi Pardo, 208 sayfa)


 kadınlar
KADINLAR
Charles Bukowski

"O kadar çok şey vardı ki beni duygulandıran; yatağın altında bir kadın ayakkabısı; etajerin üstünde unutulmuş saç tokası; "çişim geldi?" deyişleri; saç kurdeleleri; öğlenin bir buçuğunda onlarla çıkılan bulvar yürüyüşleri; içki, sigara ve muhabbet dolu o uzun geceler; tartışmalar, intiharlar; birlikte yiyip kendini iyi hissetmek; nerden geldiğini anlamadığın şakalar ve kahkahalar; havadaki mucize duygusu; arabayı park edip içinde oturmak; sabahın üçünde eski sevgilileri kıyaslamak; horladığının söylenmesi, onun horladığını duymak; anneler, çocuklar, kediler, köpekler; bazen ölüm ve bazen boşanma, ama hep sürdürerek, halletmeye çalışarak; bir sandviç büfesinde tek başına gazete okurken onun şimdi zeka seviyesi 95 olan bir dişçiyle evli olduğunu düşünüp efkarlanmak; hipodromlar, park gezintileri, piknikler; kodesler bile; onun sıkıcı arkadaşları; senin içkin, onun dansı, senin onu boynuzlaman, onun seni boynuzlaması; onun hapları, senin aldatmaların, onun aldatmaları; birlikte uyumak"

(Kadınlar, Charles Bukowski, Çeviri: Avi Pardo, 320 sayfa )

Kadınlar'dan bir bölüm okumak için TIK


 bir tek ben miyim böyle yaşayan?
BİR TEK BEN MİYİM BÖYLE YAŞAYAN?
Charles Bukowski

Charles Bukowski, edebiyat dünyasına esas girişini şiirle yapmış, bu nedenle şiirlerini düzyazılarından ayrı bir yere koyuyor ve daha çok önemsiyor. Parantez Yayınları'ndan Türkçe'de yeni çıkan kitabı "Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan?" Bukowski'nin son şiirlerinden oluşuyor.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirleri.

Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski'nin yayınlanmış eserlerinin arasında da çoğunluğu şiir kitapları oluşturuyor.
Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor. Bukowski'nin edebi mirasında da şiirlerin ağırlıklı olarak yer aldığı görülüyor.

"Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan?" Charles Bukowski'nin hayattayken yayınlanmamış şiirlerinden oluşan bir dosya. Bukowski, 1970-1990 yılları arasında yazdığı şiirlerden derlemiş bu kitabı ve ölümünden sonra yayınlanmak üzere ayırmış.

(Bir Tek Ben miyim Böyle Yaşayan?, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 208 sayfa)


 postane bukowski
POSTANE
Charles Bukowski

Yine akşamdan kalmaydım ve sıcak dayanılır gibi değildi kırk derecelik bir hafta. Her gece içmeye devam ediyor, sabahları taş ve her şeyin olanaksızlığıyla yüzleşmek zorunda kalıyordum.

Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.

Viski ve bira, terliyordum koltuk altlarımdan ve sırtımda bir torbayla dolanıyordum çarmıh misali; torbadan dergiler çıkarıyor, binlerce mektup dağıtıyordum güneşin altında kavrulup sendeleyerek.

(Postane, Charles Bukowski, Çeviri: Avi Pardo, 168 sayfa)


  gülün gölgesinde
   dünyevi şiirlerin son gecesi

DÜNYEVİ ŞİİRLERİN SON GECESİ
1. Cilt - KAPALI BİR KAPIDIR CEHENNEM
2. Cilt - GÜLÜN GÖLGESİNDE

Charles Bukowski

Charles Bukowski, edebiyat dünyasına esas girişini şiirle yapmış, bu nedenle şiirlerini düzyazılarından ayrı bir yere koyuyor ve daha çok önemsiyor. Parantez Yayınları'ndan türkçede yeni çıkan kitabı Kapalı Bir Kapıdır Cehennem ve Gülün Gölgesinde Bukowski'nin son şiirlerinden oluşuyor.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirleri.

Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski'nin yayınlanmış eserlerinin arasında da çoğunluğu şiir kitapları oluşturuyor.

Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor. Bukowski'nin edebi mirasında da şiirlerin ağırlıklı olarak yer aldığı görülüyor.

"Kapalı Bir Kapıdır Cehennem" ve "Gülün Gölgesinde" Charles Bukowski'nin hayattayken yayınlanmamış şiirlerinden oluşan bir dosya. Bukowski bu şiir dosyasını yayınlamak üzere hazırlamasına rağmen sağlığında kitaplaştığını görememiş.

(Dünyevi Şiirlerin Son Gecesi; Kapalı Bir Kapıdır Cehennem (1. Cilt) 200 sayfa, Gülün Gölgesinde (2. Cilt) 176 sayfa, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo)


 pis moruğun notları
PİS MORUĞUN NOTLARI
Charles Bukowski

bir hafta kalıp içtim, kiranın bitmesini bekleyerek, sonra da Village'ın dışında bir oda tuttum. derli toplu büyükçe bir odaydı ve çok ucuzdu, nedenini anlayamamıştım. köşede bir bar buldum, bütün gün oturup bira içtim. param hızla tükeniyordu, ama her zamanki gibi nefret ediyordum iş aramaktan. sarhoş ve aç geçirdiğim her dakikanın benim için özel bir anlamı vardı. o gece iki şişe porto şarabı alıp odama çıktım. soyundum, bir bardak bulup ilk şarabı koydum ve karanlıkta yatağa uzandım. işte o zaman anladım odanın neden bu kadar ucuz olduğunu. "L" treni pencerenin önünden geçiyordu. durak pencerenin önündeydi. tam önümde. odanın tamamı trenin ışığı ile aydınlanıyordu. ve bir tren dolusu yüz geçiyordu önümden. korkunç yüzler: fahişeler, orangutanlar, deyyuslar, kaçıklar, katiller, efendilerim. sonra tren yavaşça hareket ediyordu ve oda bir kez daha karanlığa gömülüyordu 'bir sonraki tren dolusu yüzlere kadar, ki her seferinde beklediğimden çabuk geliyordu. iki şişe şarap almakla ne iyi etmiştim.

(Pis Moruğun Notları, Charles Bukowski, Çeviri: Avi Pardo, 176 sayfa )


 sevimli bir aşk hikayesi
SEVİMLİ BİR AŞK HİKAYESİ
Charles Bukowski

Sahile götürdüm onu o gün. Yaz henüz başlamamıştı, hafta sonuydu, tenhaydı sahil. Harikuladeydi. Berduşlar paçavraları ile kuma uzanmışlardı. Bazıları taş banklara oturmuş şişeyi paylaşıyorlardı. Martılar telaşsız ve aptal uçuşlarındaydılar. Yetmişlik-seksenlik karılar kocaları öldükten sonra kendilerine kalacak evleri satıp satmamayı tartışıyorlardı. Her şeye rağmen huzur vardı havada. Denize doğru yürüdük. Çok az konuşarak. Mutluyduk birlikte. İki sandviç, biraz cips ve içecek bir şeyler aldım. Kuma uzanıp atıştırdık. Birbirimize sarılıp uyuduk bir süre. Sevişmekten bile güzeldi sanki. Gerilimsiz bir birlikte akış. Uyandıktan bir süre sonra eve döndük. Yemek pişirdim. Yemekten sonra birlikte oturmayı teklif ettim. Bir şey söylemeden uzun uzun baktı bana. Sonra yumuşak bir sesle, "Olmaz," dedi. Onu bara bıraktım, çıkmadan önce eline bir içki tutuşturdum. Bir ambalaj fabrikasında iş buldum. Hafta öyle geçti.

(Sevimli Bir Aşk Hikayesi, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 224 sayfa)


 sıradan delilik öyküleri
SIRADAN DELİLİK ÖYKÜLERİ
Charles Bukowski

Charles Bukowski 1920'de Almanya'da doğdu. İki yaşındayken ailesi ile birlikte Los Angeles'a göç etti. Los Angeles City College'da okudu. Okuldan sonra ülkeyi dolaşmaya başladı. Kapıcılık, benzin istasyonunda pompacılık, bekçilik, bulaşıkçılık, fabrikalarda ve mezbahada işçilik gibi işlerde çalıştı. Yüze yakın işe girdi çıktı.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirleri.

Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski, o dönemde Los Angeles'ın yeraltı gazetelerinde yayınlanan yazı ve öyküleriyle tanındı. Daha sonra bu yazı ve öyküleri kitaplaştı. Elli yaşındayken çalışma hayatını terk ederek kendini tamamen yazmaya verdi. İlk romanı "Postane"yi yirmi günde yazdı. Daha sonra aynı hızla yazmaya devam etti.

Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor.

Sıradan Delilik Öyküleri'nde yer alan çalışmaları, Charles Bukowski'nin haklı şöhretini kazanmasının en iyi örnekleri sayılıyor. Bukowski bu öykülerde kendi hayatından yola çıkarak, kaybedenlerin dünyasına, ayyaşlar, kaçıklar, düzenbazlar, fahişelerden oluşan bir dünyaya kendine has farklı bir mercekten bakıyor ve her şeyi olabildiğince açık ve net anlatıyor.

(Sıradan Delilik Öyküleri, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 200 sayfa)


 sarhoş çal piyanoyu
SARHOŞ ÇAL PİYANOYU, VURMALI ÇALGI GİBİ,
PARMAKLAR BİRAZ KANAMAYA BAŞLAYANA DEK

Charles Bukowski

Charles Bukowski, edebiyat dünyasına esas girişini şiirle yapmış, bu nedenle şiirlerini düzyazılarından ayrı bir yere koyuyor ve daha çok önemsiyor. Parantez Yayınları'ndan Türkçe'de yeni çıkan kitabı Sarhoş Çal Piyanoyu / Vurmalı Çalgı Gibi / Parmaklar Biraz / Kanamaya Başlayana Dek Bukowski'nin şiirlerinden oluşuyor.

24 yaşındayken ilk kısa öyküleri yayınlanan Bukowski, bir yıllık yazarlık deneyiminden sonra, yazdıklarının çoğunun edebiyat dergilerince yayınlanmaya değer bulunmamasından etkilenmiş olsa gerek hem yazmaya, hem de dünyaya küsmüş. 10 yıl boyunca sürekli içki içmiş, bir "barfly" olarak yaşamış.

Aşırı alkol aldığı bir gün öldü endişesiyle hastaneye kaldırılana kadar bu bar kelebeği hayatını sürdürmüş. Hayata dönüp hastaneden taburcu olduktan sonra bir daktilo satın almış ve tekrar yazmaya başlamış. Bu dönemde ilk yazdığı edebiyat ürünleri şiirleri.

Edebiyat dünyasına bu ikinci, belki de gerçek girişi de dergilerde şiirlerinin yayınlanması ile oluyor. Bukowski'nin yayınlanmış eserlerinin arasında da çoğunluğu şiir kitapları oluşturuyor.

Bukowski'nin hayattayken yayınlanmış 45 kitabı var. Yazarın ölümünden sonra da geride kalan dosyalar, mektupları ve günlüğü de yayına hazır oldukça kitaplaştırılıyor. Bukowski'nin edebi mirasında da şiirlerin ağırlıklı olarak yer aldığı görülüyor.

Sarhoş Çal Piyanoyu / Vurmalı Çalgı Gibi / Parmaklar Biraz / Kanamaya Başlayana Dek, Charles Bukowski'nin Türkçe'de yayınlanan 18. Kitabı.

(Sarhoş Çal Piyanoyu, Charles Bukowski, Çeviri; Avi Pardo, 144 sayfa)


 pansiyon manzumeleri
PANSİYON MANZUMELERİ
Charles Bukowski

Pansiyon Manzumeleri, Charles Bukowski'nin ilk dönem şiirlerinden kendisi tarafından yapılmış bir seçki. Pansiyon Manzumeleri'nde yer alan şiirlerin çoğunluğu, çok az tanınan ya da underground dergilerde yayınlanmış ve daha önce kitaplaştırılmamış.

Yazmaya başladığı ilk yıllarda, beş parasız, sefalet içinde, daktilosu ve bira şişesiyle yetinerek, berbat pansiyon odalarında kalarak durmadan yazmış Bukowski. Bu şiirlerini ilk yazılmış halleriyle, gözden geçirmeden, düzeltmeden dergilere göndermiş. Hayat, ölüm, alkol, at yarışları, yazmak, kadınlar, erkekler, şairler ve arka sokaklar hakkında tanıdık üslubuyla yazmış. Çarpıcı, duygusal, öfkeli ve ironik bu şiirleri yıllar sonra Pansiyon Manzumeleri adıyla bir araya getirmiş.

Bukowski, şiirleri hakkında şöyle diyor; "İlk şiirler şu anda bulunduğum noktadan daha lirikler. Bu şiirleri beğeniyorum ancak "Bukowski'nin ilk şiirleri çok daha iyiydi," iddiasında bulunanlara katılmıyorum. Kimileri bu iddiaları eleştiri yazılarında dile getirdiler, kimileri de dedikodu sohbetlerinde.

Şimdi okuyucu kendi kararını ilk elden verebilir.

Bugünkü şiirimde konuya daha doğrudan yönelip özüne iniyorum ve sonra da çıkıyorum. Önceki ve bugünkü tarzlarımın birbirinden daha üstün ya da başarısız olduğuna inanmıyorum. Farklılar, hepsi bu."

Önsözde yazdığı gibi; "Öyle ya da böyle, o acayip ve çılgın dönemin, o uzak saatlerin şiirlerinin bir çoğu işte burada. Sigara dumanıyla buğulanmış odada altmışsekiz bir vaziyette şansımızı denedik. Umarım işinize yarar, yaramazsa da, eh o zaman,(...)"

(Pansiyon Manzumeleri, Charles Bukowski, Çeviri; Ümit Tosun, 216 sayfa)


 kaptan yemeğe çıktı
KAPTAN YEMEĞE ÇIKTI VE TAYFALAR GEMİYİ ELE GEÇİRDİ
Charles Bukowski

1991 yılı bir yandan Charles Bukowski'nin yazarlığında doruk noktasında olduğu, yaşam şartları açısından rahata erdiği yıl. Bir yandan da yaşlılıkla hesaplaştığı, ölümü düşünmeye başladığı günler.

Son romanı "Pulp"u (Parantez yay.) yazıyor, son şiirlerini kitaplaştırıyor. Günleri masanın başında, bilgisayırının karşısında ve hipodromda at yarışlarını izleyerek geçiyor. İçkiyi azaltmış. Belki de hayatının en dingin ve en verimli günlerini yaşıyor.

İşte bugünlerde yine hayatında bir ilki gerçekleştiriyor ve günlük tutmaya başlıyor. Bir anlamda hayatının bilançosunu çıkartıyor, kendi kendiyle hesaplaşıyor. Ölümünden sonra günyüzüne çıkan ve "Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi" adıyla yayınlanan Bukowski'nin günlüğünün tamamı Avi Pardo çevirisiyle Türkçe'de. Kitabın hoş bir de sürprizi var; dünyaca ünlü çizerlerden Robert Crumb, Bukowski'nin günlüklerini kendi çizimleriyle desteklemiş.

(Kaptan Yemeğe Çıktı Ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi, Charles Bukowski, Çeviri Avi Pardo, 120 sayfa)


pulp
PULP
Charles Bukowski

Charles Bukowski'nin son romanı. Gerçek bir ''Pulp Fiction". Kendi halinde bir dedektifin ''Kırmızı Kırlangıç''ın peşine düşmesinin öyküsü. Dedektifimiz ''Kırmızı Kırklangıç''ın peşine düşmesinin öyküsü. Dedektifimiz ''Kırmızı Kırlangıç''ı ararken hayatla ve ölümle ilgili bir çok kavramı da sorguluyor, yani hayatın anlamını arıyor.







(Pulp, Charles Bukowski, 172 Sayfa)


bana aşkını getir
BANA AŞKINI GETİR
Charles Bukowski

Mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler içinde
ahmaklar içinde
ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda ,
işte o zaman farkına varırız
intiharların, ayyaşların, hapishane
kuşlarının, uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir parçası
olduklarının.

(Bana Aşkını Getir, Charles Bukowski, 200 Sayfa)


sudayan ateşte boğul
SUDA YAN ATEŞTE BOĞUL
Charles Bukowski

1955 ve 1973 yılları arasında yazılmış bu şiirlere baktığımda (çeşitli nedenlerle) en çok son şiirleri beğendiğimi görüyorum. Bundan da memnunum. Elbette gelecekte yazacağım şiirlerin nasıl olacağı veye başka şiirler yazıp yazmayacağım konusunda hiç bir fikrim yok, çünkü ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum, ama şiir yazmaya oldukça geç, 35 yaşımda başladığıma göre bana fazladan bir kaç yıl tanıyacaklarını sanıyorum. Bu arada, okuyacağınız bu şiirlerle yetinmek durumundayız.





(Suda Yan Ateşte Boğul, Charles Bukowski, 216 Sayfa)


hollywood
HOLLYWOOD
Charles Bukowski

"Odanın kapısı açıldı ve Jack Bledsoe yalpalayarak içeri girdi. Tanrım, genç Chinaski'ydi bu! Bendim! İçimde ince bir sızı duydum. Gençlik , orospu çocuğu, nerdesin? O genç ayyaş olmak istedim tekrar. Jack Bledsoe olmak istedim. Ama birasını yudumlayarak köşede dikilen moruktum ben."

Hollywood,Charles Bukowski'nin sinema dünyasını, orada yaşananları, insan ilişkilerini anlattığı romanı.

Barfly'ın çekim öyküsünü anlatırken, Hollywood'un renkli dünyasını, Mickey Rourke, Faye Dunaway, Jean-Luc Godard, Norman Mailer ve Sean Penn gibi ünlüleri de romanında tüm yönleriyle yansıtıyor.

(Hollywood, Charles Bukowski, 208 Sayfa)


sıcak su müziği
SICAK SU MÜZİĞİ
Charles Bukowski

Amerika'nın her bir yanındaki sabahın üçü sarhoşları nihayet pes etmiş olarak duvarları seyrediyorlardı. Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu, ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle, talihin senden yana olduğunu sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten. Ama senin farkında bile olmadığın zamanlarda bile. Bir gece, sıcak bir Salı gecesi o ayyaş sen oluverirsin, sensin o ucuz pansiyon odasında olan, ve daha önce o odalarda olmuş olanında bir yararı olmaz, daha da kötüdür hatta, çünkü bir daha bu duruma düşmemeye karar vermişliğin vardır. Bir sigara daha yakmaktan, bir içki daha içmekten, o sıvası dökük duvarlarda bir çift göz, bir çift dudak aramaktan başka bir şey de gelmez elden.

(Sıcak Su Müziği, Charles Bukowski, 160 Sayfa)


shakespeare bunu asla yapmazdı
SHAKESPEARE BUNU ASLA YAPMAZDI
Charles Bukowski

"Tren yuvarlanmayı sürdürdü ve dışarda Batı Almanya kasabalarını andıran şirin kasabalar gördük, masal kitaplarından çıkmış gibiydiler biraz, parke taşlı küçük sokaklar, yüksek çatılar, ama orada da ıstırap vardı, şehvet vardı, cinayet vardı, delilik vardı, ihanet, hiçlik, korku, can sıkıntısı, sahte tanrılar, tecavüz, sarhoşluk, uyuşturucu, köpekler, kediler, çocuklar, televizyon, gazeteler, tıkalı tuvaletler, kör kanaryalar, yalnızlık. Yaratmak bir kaçış yoluydu sanki, çığlık atmanın bir yolu, ama o denli kötü şeyler yaratılıyordu ki, tıkalı tuvaletler ve tıkalı yaratıcılık. Arada sırada Celine gibi biri gelebiliyordu ve onu okuyup gülebiliyorduk çünkü hiç bir şansımız olmadığını biliyor, bunu açıkça söylüyordu. Tanrım, Avrupa'dan çıkıp şişko daktilomun başına geçmek için can atıyordum; orada oturmuş beni bekliyordu, benim denetimim dışında tuhaf cümleler kurardı ve karşılık beklemezdi ve kutsal değildi ve büyük şanstı, çok büyük şans."

Bukowski bu kez bir Avrupa yolculuğunu anlatıyor. Karısı Linda Lee ile birlikte Amerika'dan önce Paris'e gidiyorlar, sonra da Bukowski'nin Almanya'da kalmış tek akrabası olan dayısının yanına. Bukowski, bu gezi sırasında ilk kez ciddi anlamda Avrupa'yla, yaşlı kıtanın kültürüyle tanışıyor. Tabii yaşlı kıtaya alışkanlıklarını da taşımayı ihmal etmiyor. Yeni kurduğu dostlukları bol alkolle suluyor. Roman tadındaki bu kitabın fotoğrafları da görülmeye değer. Özellikle Bukowski'yi, Linda'yı ve dostlarını, nasıl yaşadıklarını merak edenler için.

(Shakespeare Bunu Asla Yapmazdı, Charles Bukowski, Çeviri: Avi Pardo, Büyük boy 156 sayfa)


ölüler böyle sever
ÖLÜLER BÖYLE SEVER
Charles Bukowski

"Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."

Yüzyılın en ilginç yazarlarından biri. İçtenliği, işlediği konular ve dobralığı ile her zaman farklılığını koymuş bir yazar. Akıcı anlatımı ile yine sokaklarda, evlerde gezdiriyor bakışlarını, yaşadıklarını, belleğine kazıdıkları olanca rahatlığıyla anlatıyor, bu rahatlığıyla şaşırtıyor. Ölüler Böyle Sever'de Charles Bukowski'den 18 öykü yer alıyor. Yazarın olgunluk dönemi diye adlandırabileceğimiz yıllardan bir kitap Ölüler Böyle Sever.

(Ölüler Böyle Sever, Charles Bukowski, Çeviri Avi Pardo, 144 sayfa)


büyük açlık
BÜYÜK AÇLIK
John Fante

Yoldaki toza sorun! Mojave çölünün başladığı yerde tek başlarına duran bodur ağaçlara sorun. Camilla Lopez'i sorun onlara, ki adını fısıldasınlar. Evet, çünkü sevgilimi son gören Mojave'nin sınırında yaşayan bir veremliydi ve dediğine göre ona hediye ettiğim köpekle birlikte Batı'ya doğru gitmişti, Panço'ydu köpeğin adı, o günden sonra Panço'yu da gören olmadı. Buna inanmayacaksınız. Bir kızın ekim ayında yanına Panço adında genç bir polis köpeği alıp Mojave çölünde yürümeye başladığına inanmayacaksınız, ama doğru. Köpeğin ayak izlerini gördüm kumda, yanında da Camilla'nın ayak izleri…
Bir daha hiç dönmedi Los Angeles'a, annesi de onu bir daha görmedi. Bir mucize gerçekleşmemişse Mojave çölünde ölmüş olması gerekir. Panço'nun da. İkinci romanım için bir taslak hazırlamam gerekmiyor, hazır. Başıma geldi. Kız gitti, ona âşıktım ve benden nefret ediyordu, benim öyküm bu kadar.

(Büyük Açlık , John Fante, Çeviri; Avi Pardo, 184 sayfa)


los angeles yolu
LOS ANGELES YOLU
John Fante

Los Angeles Yolu'nda Fante, ünlü kahramanı Arturo Bandini'nin maceralarını anlatmaya devam ediyor. Yazar olmak isteyen bir gencin bir balık fabrikasında yaşadıkları hayata bakışını nasıl etkiler!...

"Her sabah bu duyguyla kalkıyordum yataktan. Şimdi kendime bir iş bulmam lazım, lanet olsun. Kahvaltı ediyor, kolumun altına bir kitap yerleştirip ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. Merdivenden indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. Bazen sıcak oluyordu hava, bazen soğuk, bazen sisli, bazen açık. Koltuğumun altında kitapla iş aramaya çıktığım için önemi yoktu havanın.
"Ne işi, Arturo? Ha, Ha! Sana iş, öyle mi? Kim olduğunu bir düşünsene, oğlum! Yengeç katili. Hırsız. Elbise dolaplarında çıplak kadın fotoğraflarına bak, sonra da iş bulmayı umut et! Ne kadar gülünç! Ama gidiyor işte, salak, koltuğunun altında kocaman bir kitapla üstelik. Hangi cehenneme gittiğini sanıyorsun, Arturo? Neden o sokağa sapıyorsun da bu sokağa sapmıyorsun? Neden batıya gidiyorsun -neden doğuya değil? Cevap var bana, hırsız! Kim iş verir senin gibi bir domuza -kim? Ama kasabının öteki ucunda bir park var, Arturo. Banning Parkı adı. Harikulade okaliptüs ağaçları var orda, yemyeşil bir park, Arturo. Ne kitap okunur orda! Oraya git, Arturo. Nietzsche oku. Schopenhauer. O muhteşem adamlarla geçir zamanını. İş mi? Peh! Oraya git ve okaliptüs ağaçlarının altında kitabını oku iş ararken."

(Los Angeles Yolu, Çeviri: Avi Pardo, 192 sayfa)


romanın batısı
ROMA'NIN BATISI
John Fante

Dangalak'ı aramıza alıp köpek havlamaları eşliğinde evin yolunu tuttuk. Ben biliyordum o köpeği neden istediğimi. Utanç verici derecede açıktı, ama oğlana söyleyemezdim. Mahcup olurdum. Kendime itiraf edebilirdim ama, bununla ilgili bir sorunum yoktu. Yenilgiye ve başarısızlığa uğramaktan usanmıştım. Zafer açlığı çekiyordum. Elli beş yaşındaydım ve tek bir zafer yoktu görünürde, bir çarpışma bile. Düşmanlarım bile çarpışma isteği duymuyorlardı artık. Dangalak zafer demekti. (…) Köpekti, insan değil, bir hayvan, ama zamanla dostum olacak, beni gururlandırıp dertlerimi unutturacaktı. Tanrı'ya benim hiçbir zaman olamayacağım kadar yakındı ve okuma yazması yoktu, daha iyisi can sağlığıydı. O da uyumsuzun tekiydi benim gibi. Ben dövüşüp kaybedecek, o ise dövüşüp kazanacaktı.

(Roma'nın Batısı, John Fante, Çeviri: Avi Pardo, 184 sayfa)


1933 berbat bir yıldı
1933 BERBAT BİR YILDI
John Fante

Yüce tanrım bana yardım et! Ve açtım adımlarımı, düşüncelerim de peşimden geliyorlardı, koşmaya başladım, donmuş ayaklarım fareler gibi ciyaklıyorlardı; koşmanın da yararı olmadı, düşünceler bırakmıyordu peşimi. Ama koşarken Kol, o canım sol Kol duruma hakim oldu ve bana usulca seslendi; sakin ol evlat, yalnızlık bu, bir başınasın bu dünyada; ne baban, ne annen, ne inancın yardım edebilir sana; kimse kimseye yardım edemez, sadece sen yardım edebilirsin kendine, ben de bu yüzden buradayım, çünkü biz birbirimizden ayrılamayız, birlikte her şeyin üstesinden geliriz.

(1933 Berbat Bir Yıldı, John Fante, Çev. Avi Pardo, 176 sayfa)


 bahara kadar bekle bandini
BAHARA KADAR BEKLE BANDİNİ
John Fante

Nereye şimdi Bandini? Kısa bir süre önce, kırk beş dakika önce, Tanrı şahidi, bir daha asla dönmemek üzere hızla inmişti o yolu. Kırk beş dakika -bir saat bile değil, ama çok kötü şeyler olmuştu ve sonsuza dek unutmayı umduğu o yolu geri yürüyordu şimdi. Maria, ne yaptın? Svevo Bandini, yüzünü kanlı bir mendille gizlemiş; kar taneleriyle konuşarak Dul Hildegarde'nin evine giden yokuşu tırmanırken Kış'ın öfkesi de onu gizliyor. Kar tanelerine anlat öyleyse, Bandini; soğuktan donmuş ellerini sallayarak anlat onlara. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu Bandini -olgun bir adam, kırk iki yaşında, ağlıyordu, çünkü Noel Gecesi'ydi ve günahına dönüyordu, çünkü çocuklarıyla birlikte olamayacaktı. Ne yaptın, Maria?

(Bahara Kadar Bekle Bandini, John Fante, Çev. Avi Pardo, 176 sayfa)


 üzümün kardeşliği
ÜZÜMÜN KARDEŞLİĞİ
John Fante

Sekiz-dokuzu arka taraftaki yeşil çuha örtülü masada toplanmıştı. Yukardan sarkıtılmış lamba iskambil oynayan beş kişiyi aydınlatıyordu. Diğerleri masanın çevresinde dikilmiş, birbirlerine lâf çakıyorlardı. Seyredenlerden biri de babamdı. Huysuz, mendebur, buruk bir sigorta emeklileri grubu; gergin, hırlayıp duran kötü niyetli ihtiyar hergeleler; buruktular ama acımasız zekalarının, bozuk ağızlarının ve paylaştıkları dostluğun tadını çıkarıyorlardı. Filozof yoktu orda, hayatın deneyiminin derinliğinden konuşan yaşlı bilgeler yoktu. Zamanın tükenmesini beklerken vakit öldüren sıradan yaşlı insanlar sadece. Babam da onlardan biriydi. Şok etkisi yaptı bende bunu hissetmek. Kendi türlerinin arasında görünceye kadar öyle algılamamıştım onu. Etrafındakilerden de yaşlı göründü gözüme birden.

(Üzümün Kardeşliği, John Fante, Çev. Avi Pardo, 160 sayfa)


 bunker tepesi düşleri
BUNKER TEPESİ DÜŞLERİ
John Fante

"Kadınlar!
Hiçbir şey bilmiyordum kadınlar hakkında. mümkün değildi onları anlamak. Bavulumu açıp eşyalarımı içine fırlatmaya başladım. Oda benimle konuşuyor, kalmam için yalvarıyordu, -duvardaki Maxfield Parrish tablosu, masanın üstündeki daktilo, yatağım, harikulade yatağım, tepeye bakan pencere, düşlerimin, düşencelerimin, sözcüklerimin kaynağı; kendimin yankısı yalvarıyordu bana kalmam için. Gitmek istemiyordum ama kabullenmekten başka çarem yoktu, kırdığım potla kendimi tekmeleyip kapı dışarı etmiştim, geri dönüş yoktu.
Elveda Bunker Tepesi."

John Fante'nin son romanı Bunker Tepesi Düşleri Türkçe'de yayınlandı. John Fante, Bunker Tepesi Düşleri'nde deneyimsiz bir genç yazarın, bir yandan yazar olma mücadelesi verirken diğer yandan insan ilişkilerindeki başarıları ve başarısızlıklarını anlatıyor. Arturo Bandini, özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde deneyimsizliğinin acı bedelini sık sık ödüyor. Büyük mutlulukları avucundan nasıl kaçırdığını duru ve akıcı anlatımıyla aktarıyor.

 (Bunker Tepesi Düşleri, John Fante, Çeviri Avi Pardo, 136 sayfa)


 hayat dolu
HAYAT DOLU
John Fante

"Ev büyüktü, çünkü planlarımız büyüktü. Birincisi yoldaydı bile, karnında bir yumru; alev gibi hareket eden, bir yılan kümesi gibi kaygan ve kıpır kıpır bir şey. Gece yarısının sessizliğinde kulağını karnındaki pınara dayayıp su seslerini, çağlamalarını ve emişlerini dinlerdim."

Taş gibi aramıza girmişti bebek. Endişeliydim, hiç bir zaman eskisi gibi olamayacağımızdan korkuyordum. Odasına girip eşarbı, elbisesi ya da beyaz kurdelesi gibi özel eşyalarından birini elime aldığımda başımın döndüğü, sevgilime duyduğum aşkın coşkusu ile kurbağa gibi vırakladığım o eski günlerin özlemiyle dolardı içim. Tuvalet masasının önündeki iskemlesi, onun o güzel yüzünü aksettiren ayna, başını yasladığı yastık, yıkanmak üzere bir kenara fırlatılmış bir çift çorap, ipek pantalonunun elimi ayağımı kesen cazibesi, gecelikleri, sabunu, banyo sonrasında hâlâ ıslak ve sıcak havluları; ihtiyacım vardı bu şeylere: onunla olan yaşantımın parçalarıydılar: ruj lekesi de hiç farketmiyordu, çünkü kadınımın sıcak dudaklarından geliyordu."

John Fante, "Hayat Dolu'da her evliliğin en önemli aşamalarından birini, ilk bebeğinin doğum öncesini, karısının hamilelik günlerini, birlikte nasıl yaşadıklarını anlatıyor. Karı koca ilişkilerindeki değişimi, o değişimin hayatlarına getirdiği yenilikleri, hoşlukları ve zorlukları John Fante'nin duru anlatımıyla okuyacaksınız.

(Hayat Dolu, John Fante, Çeviri, Avi Pardo, 144 sayfa)


 toza sor
TOZA SOR
John Fante

John Fante, Türkiye'de olduğu kadar dünyada da geç keşfedilmiş, tanınmış bir yazar. Bu tekrar tanınmasında, yeniden keşfinde de kuşkusuz Charles Bukowski'nin büyük katkısı olmuş.

John Fante, 1909 Colorado doğumlu. Üniversite öğrenimini tamamladıktan sonra 1929'da yazmaya başlamış. 1932'de ilk kısa öyküsü The American Mercury'de yayınlanmış. Daha sonra The Atlantic Montly, Esquire, Harper's Bazaar gibi dergilerde öyküleri yayınlanmış. İlk romanı Wait Until Spring, Bandini 1938'de yayınlanmış. 1940'da da öyküleri Dago Red adıyla basılmış.

Kitaplarının yayınlanmasından sonra sinemacılar tarafından keşfedilen John Fante bir çok senaryoya da imza atmış. Full of Life, Something for a Lonely Man, Walk on the Wild Side filme çekilen senaryolarından bazıları.

1955'de şeker hastalığına yakalanan John Fante, 1978'de hastalığın etkisiyle kör olmuş ama eşi Joyce'un yardımıyla yazarlığa devam etmiş. Bu birlikte çalışmanın sonucunda Dreams From Bunker Hill (1982) adlı romanı yayınlanmış.

Fante 74 yaşındayken, 8 Mayıs 1983'de hayata gözlerini kapamış.

Charles Bukowski gençlik yıllarında kütüphanede tesadüfen kitaplarını keşfettiği Fante'yi hiç unutmamış. Tanınmış bir yazar olunca, Fante'yi keşfinden 39 yıl sonra, 80'li yıllarda, kitaplarını basan yayınevine önermiş. Fante hayattayken kitaplarının yeniden basıldığını görmüş. Şimdi Fante'nin tüm eserlerini kitapçılarda bulmak mümkün.

Charles Bukowski, "Fante benim Tanrım'dı" diyor Toza Sor'un önsözünde. John Fante gerçekten de iyi bir yazar. Kendi yaşamından yola çıkarak yazıyor eserlerini. Toza Sor da yazarlık yaşamının, gençliğinin ilk yıllarını anlattığı dörtlemesinin en tanınmış romanı. Toza Sor'u okuduğunuzda gerçekçi anlatımı sizleri de etkileyecek ve Bukowski'ye hak vereceksiniz.

John Fante'nin tüm eserleri Parantez Yayınları'nca Türkçe'de yayınlanacak.

(Toza Sor, John Fante, Çeviri; Avi Pardo, 160 sayfa)


yalnız gezgin
YALNIZ GEZGİN
Jack Kerouac

''Yalnız Gezgin'de,Birleşik Devletler'de güneyden başlayıp doğu kıyısına,oradan batı kıyısı ve uzak kuzeybatıya kadar süren bir yolculuğun yanısıra,Atlantik ve Pasifik okyanuslarında yaptığım gemi yolculuklarından,Meksika,Fas,Paris ve Londra'da tanıdığım ilginç insanlardan ve gördüğüm yerlerden bahsettim.Demiryolu işçiliği,denizcilik,mistisizm,orman gözcülüğü, şehvet düşkünlüğü, keyif çatma, boğa güreşleri,uyuşturucular, kiliseler, şehir sokakları, sanat müzeleri, bağımsız, aklına esen yere giden, eğitimli, meteliksiz bir zamparanın yaşadığı karmaşık bir hayat...''




(Yalnız Gezgin, Jack Kerouac, 160 Sayfa)


flu'es
FLUES
küçük İSKENDER

Bu gece, sokakları şöyle bir dolaşmam gerekecek sanki... Kristal noktalarda konaklayan, titizlendiğim hatalardan çağrı aldım. Gücüm yeterse, oyalanacakları bir hüzün haritası, bir dirençsizlik / küskünlük, bir münzevi mırıltısı götürürüm oralara. Bir başka güzellik götürür, bir başka aldanışla geri dönerim. Alex' i sürükleyen böceklerin adı anılamaz. Hissettiğim kadarıyla, konuşmaya ihtiyacım kalmadı. Buna duyarsızlık deme Tay. Bu, olsa olsa sahte kilidin sahte anahtarı. Ayaklarım, yapacaklarını bilirler. Solgun ışıkların aydınlattığı çıplak, duru, zayıf oğlan bedenlerini kuşatan bir gezegen halesini hatırlıyorum çok eskiyi düşündükçe. Yaşlı bir tarihçinin zarif parmaklarını süsleyen gümüş yüzüklerdeki (kötü) göz kabartmalarını..gözlerdeki o metal feri hatırlıyorum çok eskiyi düşündükçe..çok eskiyi düşündükçe arkabahçe(sin) de tek başına üşüyen faşist çocuk (oluyorum).

(Flues, küçük İSKENDER, 296 Sayfa)


 balık burcu hikayeleri
BALIK BURCU HİKAYELERİ
küçük İSKENDER

Türk edebiyatının farklı yazarlarından küçük İskender. Özellikle düzyazılarında, denemelerinde bu fark iyice belirginleşiyor. Hayatın, kentin el değmemiş yanlarına, fütursuzca, hiç çekinmeden dokunması bir yana, anlatımıyla, diliyle de farkını belirliyor.

Balık Burcu hikâyeleri'nde küçük İskender'in kendine özgü üslubuyla yazdığı hikâyeler, şiirler, denemeler yer alıyor. Balık Burcu hikâyeleri, küçük İskender'in sıradışı dünyasından sızan hayalgücü, mizah, hüzün dolu, kıvrak ve zeka dolu dille yazılmış.

Kitabın belki de en çok ilgi çekecek bölümü "Ünlü Aşk Şiirleri" başlığı altında toplanmış akrostişli şiirler. Leonardo Di Caprio, Emre Balözoğlu, Brad Pitt, Kahraman Kral, James Dean, Janis Joplin, Berke Hürcan, Uzay Heparı, Türkan Şoray ve Charles Bukowski için şiirler yazmış küçük İskender.

(Balık Burcu hikâyeleri, küçük İskender, 128 sayfa)


the kırmızı başlıklı istasyon şefi
THE KIRMIZI BAŞLIKLI İSTASYON ŞEFİ
küçük İSKENDER

Sevgililerim beni terketti. Enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor. Kim bilir,belki buda halkın ar ve haya duygularını kurcalar; İşte o zaman ihraç edilebilirim. Geniş anayasal düzenlemelerle ben de mutlu olurum. Sanırım,olağanüstü bir sinemada oturmuş, bana ay çöreği ikram edecek yakışıklı bir lezbiyen bekliyorum. Tanınmamak için atasözü kılığına girdim. Elektrik konusunda şüpheliyim.Benden özür dileme kılıcım! Seni başkalarına saplayan benim!!!





(The Kırmızı Başlıklı İstasyon Şefi, küçük İSKENDER, 160 Sayfa)


.:!:.

 

Adres: Asmalı Mescid mah. Tünel Meydanı, Tünel Geçidi İşhanı C Blok, D: 424 Beyoğlu - İstanbul
Tel/Faks: (0212) 252 65 16   E posta: parantez@yahoo.com   Web: www.parantez.net

Kitap istekleriniz için Tek dağıtım:
Punto Kitap Hizmetleri

Çobançeşme Mah. Altay Sk. No:8 34196 Yenibosna/ İstanbul
Tel: 0 212 496 1050 E-mail: punto@puntokitap.com

Kitaplarımızı bulabileceğiniz online satış siteleri:


   anasayfa
   

Tasarım: Sokak Kedisi